27 Kasım 2014 Perşembe - 01:57

Şiirin Okulu (Atölyesi) Olur mu?
Kararsızım
Olmaz
Olur

  Diğer Anketler

Bugün: 15
Toplam: 130420


Sayfa
Haber
Birikim Ağacı
Kıyıdaki Zirve: Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu
26.10.2008

Kıyıdaki Zirve: Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu

 

 

Mehmet Nuri Yardım

Bazen Anadolu’da yaşayan şairlere, yazarlara, sanatkârlara imrenirim. Onlar daha sâkin bir ortamda, daha tenha bir iklimde yaşıyor, eserlerini huzur ve sükûn içinde veriyorlar diye düşünüyorum. İyi güzel ama “gözden ırak olan gönülden de uzak olur” fehvasınca bu sefer eserleriyle gündeme gelemedikleri, isimlerini hatırlatamadıkları ve ne yazık ki zaman içerisinde unutulup gittikleri de acı ve insafsız bir vakıa.

Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu da şiiriyle bilinen, has bir sanatkâr, soylu bir şair ve kıymetli bir edip amma gelin görün ki küçük bir ilçede Gemlik’te yaşamanın bedelini ödüyor. Buna bedel mi demek lâzım, yoksa aslında bir imtiyaz ve şans mı? Bazen ortalık yerde dolaşıveren ve şairliklerini her dem milletin gözüne sokmaya çalışan, benlikleriyle öne çıkmaya gayret sarfeden ‘şair iddialıları’ gördükçe Abdullah Bey’in gerçek mânâsıyla şiiriyetin ulviliğini tenhada yakaladığını ve kıyıda bir zirve olduğunu düşünüyorum. Kendisiyle barışık olan sanatkârlar zaten göz önünde olmayı pek istemezler, bilirsiniz. Onlar şiir sultanın ve şiirseverlerin gönüllerinde taht kurmayı tercih ederler. Sanıyorum ki Abdullah Bey de böyle düşünen ve “selamet der kenarest” hükmüne uygun olarak uzakta kalmayı özellikle tercih eden sanatkârlarımızdandır.

Peki bazı sanatkârlar bu tarz yaşamayı seviyor diye bizim onlardan ırak düşmemiz, onları unutmamız mı gerekiyor? Elbette hayır. Aksine onları aramak, hatırlarını sormak, zaman zaman ziyaret etmek ve en azından eserleri, şiir ve yazıları veya sanatları hakkında yazılar yazmak, onları birikimleriyle, hizmetleriyle edebiyat gündemine taşımak zorundayız.

         O halde lâfı daha fazla uzatmadan, eğip bükmeden işe koyulalım ve görevimizi yerine getirelim. Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu’nu şiirle ciddî mânâda meşgul olanlar elbette tanır, okur ve sever. Hatta ona “aruzun son temsilci”si nazarıyla bakanların sayısı da az değil. Benim kastım o değil elbet. Zira şiir ve edebiyatla alakadar olanlar zaten iyi antolojilerde onun şiirlerini görmüş, okumuşlardır.

         Sanatkârların önce biyografilerine bakmak lâzım. Şairimiz 1929 yılında Malatya'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Malatya'da 1949’da tamamladı. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni 1957 yılında bitirdi. Askerliğini bitirdikten sonra Cerrapaşa Hastahanesi Birinci Dahiliye Kliniğinde dört yıl asistanlık yapıp iç hastalıkları uzmanı oldu. (1964) Gemlik Sosyal Sigortalar Kurumu ve Gemlik Azot Sanayi Müessesi'nde ve serbest olarak doktorluk yaptı. (1968-1976) Halen bu şirin ilçemizde mutena bir halde huzur içre yaşıyor.

Hacıtahiroğlu, günümüzde aruz ölçüsünü ustalıkla kullanan şairlerin başında gelir. Abdullah Öztemiz’in edebiyata ve şiire ilgisi küçük yaşlarda başladı. İlk şiiri 1946 yılında Yedigün dergisinde yayımlandı. Hiciv şiirlerinde Zümrüdüanka müstear adını kullandı. Şiirleri, 1946 yılından itibaren Yedigün, Hergün, Büyük Doğu, Çınaraltı, Türk Yurdu, Türk Dili, Yelken, Türk Edebiyatı, Diriliş, Hisar, Milli Kültür dergilerinde yer aldı. Yeni İstiklal (1965) ile Milli Gazete’de ‘Mayın Tarlası’ ve ‘Isırgan Çiçekleri’ başlıkları altında şiirleri yayınlandı. Sezai Karakoç’un yönetiminde çıkan Diriliş dergisinde şiirleri yanında biyografi yazıları da yazdı.

Şairimizin şiir kitabı 1962’de çıkan Sessiz Gürültü’dür. Hiciv ve taşlamaları ise Mayın Tarlası ve Isırgan Çiçekleri adıyla neşredildi. Ayrıca Türk Edebiyatında Dinî ve Ahlâk i Şiirleri Güldestesi, Başlangıcından Bugüne Kadar (1963), Dinî ve Ahlakî Şiirler Antolojisi 1963’te, Naatlar isimli güldestesi ise 1966’da neşredildi. Mesnevî (Mevlânâ Celâleddin Rumî’den, Kendi Vezni ile Manzum Mesnevi Çevirisi), c.1, 1972). Şairimizden muhtelif ansiklopedi ve sözlüklerde bahsedilmektedir.

 

ONUN İÇİN YAPILAN DEĞERLENDİRMELER

Rahmetli hocam, büyük dil âlimi Prof. Dr. Faruk Kadri Timurtaş, “Geçmişi Bilmek” başlığını taşıyan yazısında Abdullah Öztemiz’in güzel şiirler yazabilmesini “eski dili ve eski edebiyatı” tanımasına bağlar haklı olarak. Nihad Sâmi Banardı da onu “millî hâtıralara bağlı bir şiir anlayışını yaşatmak yolundaki gayretlerinden dolayı tebrik eder. Banarlı, şairin Mesnevi Tercümesi Bugün gazetesinde tefrika edilirken şairi över. Sezai Karakoç da bu tercümeyi “yakın dirilişimizin, aynı kerametten fışkıran sıcak bir muştusu” olarak yorumlar.

Hacıtahiroğlu ve şiiri hakkında değerli edebiyat tarihçimiz merhum Ahmet Kabaklı şu değerlendirmeyi yapar:

         “Aruzu tam ustalıkla kullanabilen Abdullah Öztemiz, Mayın Tarlası adı altında Zümrüdüanka mahlasıyla yazdığı manzum hicivleri ve edebî-İslâmî araştırmaları il ede tanınmıştır. Hece vezniyle de şiirleri olan Hacıtahiroğlu, her iki vezindeki aşk ve tabiat şiirlerinde Faruk Nafiz’in şen ve sıcak havasını sürdürmektedir.

Şiirlerini aruz ve heceyle yazan Öztemiz, ‘sanat için sanat’ tutumuna bağlı olduğunu ‘millî ve gelenekçi bir anlayışa’ sahip bulunduğunu söylemektedir.

Sevgi ve huzur havası yayılan şiirlerinde bir memleket çocuğunun aileye, yurda ve öz değerlerimize bağlılığı, yeni duyuşlar ve taze bir söyleyiş içinde dile getirilmektedir.” 1

         İhsan Işık, şair hakkında şu yorumda bulunur: “Milliyetçi gelenekçi bir şiir anlayışına bağlı kalarak, millî kültürün derinliklerinden ses veren şiirlerini aruz ya da hece ölçüleriyle yazdı. Şiirlerinin yüzde doksanında aruz, yüzde on kadarında hece ölçüsünü kullandı. Şiirde, ahengi temel aldı ve kişiliğin farklılıklarını ortaya koyan üslûbun gerekliliğini savundu. Türk şiirinin en büyük şairlerinin Necati Bey, Hayali, Fuzuli, Baki, Nevi, Mantıki, Nefi, Vecdi, Nabi, Nedim gibi divan şairleri olduğunu ileri sürdü. Edebiyatı Cedide şairlerinden Hüseyin Siret’le Cenap Şahabettin dışındakileri şair saymadı.” 2

         Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi’nde Hacıtahiroğlu için şu ifadeler yer alıyor:

“Öz değerlerimize bağlo olarak yazdığı gazellerinde yeni ifade unsurları geliştirmiştir. Şair zaman zaman Diriliş dergisinde Divan şairlerinin hâl tercümeleri ve şiirlerini yayımlamaktadır.” 3

Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu’nun Sessiz Gürültü isimli eserini tahlil eden Muhsin Macit, “Son devir Türk şiirinde, ‘eski şiirimizin ritmini hisseden ve aruzu başarıyla kullanan şairlerden biri de Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu’dur.” der. 4

         Şair, şiirlerini büyük ölçüde aruzla, az bir kısmını da hece ile yazmıştır. Ama o serbest anlayışa karşıdır, esasında serbestle şiir yazılamayacağı kanaatindedir. Ona göre şiirin lirizmi, ahengi, derinliği aruz ve hece ile verilebilir. Bu anlayışını “Şiir Sanatı”nda da şöyle dile getirir:

 

Dayanır mı ölçüye her ozan

Biner ölçü sırtına yük gibi

 

Bileğimde bir bilezik aruz

Hece parmağımda yüzük gibi

 

         METAFİZİĞİN ARAYICISI

Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu, şiirinde metafiziğin peşine düşen seyyahlarımızdandır. O iyiyi, güzeli ve doğruyu gözönündeki tepenin ardında Kafdağı’nda arar. “Arayış” şiirinde bunu hissederiz:

 

Kof kabuk çok, öz bulunmaz
Kor kül olmuş, köz bulunmaz

Anlayış kıtlaştı gitti
Boş bakışsız göz bulunmaz

Her sözüm bir öz buluştur
Bende beylik söz bulunmaz

Bön kalır Cingöz Recai
Sezgiden cingöz bulunmaz

Güçlüğün son bulmaz ey şi’r
Bulmacan çöz çöz bulunmaz 

          Hazan mevsimi şairlerin yüreğinde çiçek açtırır her zaman. Bir hüzün kasırgası kaplar bütün benliklerini. Hele Eylül ayı, o melâlin en çok hissedildiği bir özge mevsimdir. “Eylül Ezgisi”nde şairimizin aya bakışı, insanın ruhuna dokunacak kertede ince ve liriktir:

 

Ak nergis açtıran bayır, gül de açtırır
Göz görmedik çiçekleri eylülde açtırır

Dal dal eğildi secdeye salkım söğüt bugün
Yalvarmak üzre Tanrı’ya seccade açtırır

Mor salkım asmadan koku, renk, ışık sağar
Eylül gelince güz yeni bir belde açtırır

Nar mayhoş, ayva ekşi, ceviz ham, üzüm burak
Yaz sahnesinde güz yeniden perde açtırır

Şâir hem öz katar yeniden gündelik söze
Hem sağlı sollu düş yolu bir cadde açtırır

Varsın dirensin uykusu bol, paslı sürgünler
Bir el kapattı gitti, öbür el el de açtırır 

Tabiata ve kâinata herkes bakabilir, ama şairler, sanatkârlar bir başka temaşa eder yeryüzünü ve gökyüzünü. Bir hikmet tılsımı bulurlar çoğu zaman. Her asılış, sanata esrârlı bir keşif yolculuğudur. En büyük sanatkâra sığınış. “İlk Yaz Coşkunluğu”nda Hacıtahiroğlu’nun yeryüzüne de, gökyüzüne de kısacası bütün kâinata gönül gözüyle bakarız:

 

Koku, ses, renk, ışık örmüş yine gergin ağını
Ak çiçekler taşırır bahçelerin bardağını

Kuşların türküsü damlar derenin şarkısına
Sallar akşam yeli al goncaların kundağını

Mutluluk ülkesidir baksa gözüm her nereye
Yaşıyor şimdi gözüm görmenin altun çağını

Gebedir çağlası yakutuna olgun yemişin
İçti bağ bahçe bayır kırmızı renk ırmağını

Ova seslendi çiçek ordusu dağ dağ yürüdü
Tarlalar dikti gelinciklerin al bayrağını

Bu kısır çağda duyar mıydı bu tür şi'ri kulak
Kalemim bulmasa şi'rin kurumaz kaynağını 

    

Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu, aruz veznini iyi bilen ve mükemmel kullanan bir şair. Sadece tekniğine hâkim değil şairimiz, özündeki mânâya da âşinadır. Şiirin kuşattığı dünyayı gezip dolaşmıştır çünkü bir ömür boyu. “Murassa Gazel”de biz, ferasetli bir şairin gül bağındaki seyeranına ayak yordamıyla iştirak ederiz. Onunla birlikte güzellikler ülkesine doğru yola çıkarız. İşte bu yolculuğun ilk adımlarından biri:

 

Yaz çekti gitti, güz değişik bir bahar açar
Yel kükredikçe dalga denizden tomar açar

Çoktan solup sarardı bağın benzi durmadan
Artık solan benizleri kan yüklü nar açar

Güz, puslu gözgüsünde silik yansıtır göğü
Toprak, solan çiçeklere her gün mezar açar

Salkım söğüt çömelmiş arar yerde bir yitik
Yaprak sanıp boş avcunu dal dal çınar açar

Hırçın yel, uslu dal kapışırlar yalınkılıç
Rüstem bitirse bir savaş, İsfendiyar açar

Güz her dönemde gündeme gelmiş bir öyküdür
Dün Şişli gündem açtı, bu gün Üsküdar açar

Antalya tınmaz, Eskişehir yadsımaz güzü
Çivril kapatsa pencere, Sultanhisar açar

Her telli çalgı tel tel açar sanmayın gönül
Dün bir ud açtı gönlü, bugün bir gitar açar

Her düş, giz ülkesinden açar bir demir kapı
Şâir kapatsa bir kapı, bir bestekâr açar

Dövdükçe tavlanan demir er geç kılıçlaşır
Her kın filizlenip, Ali'den Zülfikar açar

Görkemli şiirimin suyu bol güçlü kaynağı
Her çağda, her dönemde coşan bir pınar açar 

Sessiz Gürültü, şairin şiir kitabı. O şiirleri okurken bir yerde Âkif’in coşkusunu buluruz, bir yerde Yahya Kemal’in ihtişamını. Bazen Necip Fazıl’ın derinliğini yakalarız mısra aralarında bazen de Ahmet Haşim’in titizliğini. Ama bütünüyle bu şiirde bizim sesimiz yankılanır. Cevherin mücevhere nasıl dönüştüğünü fark ederiz. İşte şairin bizde farklı çağrışımlar uyandıran “Senden Bana” şiiri:

 

Bütün acılarım gelip geçici
Bütün umutların güneşi bende
Ortadan ikiye böldük sevinci
Bir eşi sendedir, bir eşi bende.

Kokusunda yağmur sonu toprağın,
Dün gece yerine geldi adağın:
Baktım ki sunduğun alev dudağın
Rengi sende kalmış, ateşi bende

Şairin şiirlerinde tabiat bir tablo gibi önümüze açılır. Biz artık gözümüzün gördükleri, kalbimizin hissettikleriyle bir tefekkür umanına dalar, çıkarız. İşte “Bambaşka” şiiri de bizi o ufuklara alıp uçuran şiirlerden biri:

Her masal bir gece dâvetli bize,

Bir kucaktır bize her gün bu yamaç

Durmadan kök salıyor sevgimize

Dalı gök meyvesi yıldız bir ağaç

Karalardan yeni kopmuş bir ada

İkimiz baş başa her gün orada;

Denizin ağrısı dinmez karada

Gidelim ey gemi yelkenleri aç. 5

Sanatkârımız okuyucusunu bazen derelerden geçirir, bazen dağlardan aşırır. Ama mutlaka tabiatın engin güzelliklerine baktırır ve geniş bir ufuk turu yaptırır her zaman. Bu gezilerden biz yorgun argın ama mutlu döneriz. “Dağ Kokusu”nu hissedip hayata ümitle, insanlara de sevgiyle bakmamak mümkün mü. Deneyin isterseniz:

Karlı dallar eğilirken güneye

Donacak yerde erir dağ kokusu,

Dayarım alnımı bir pencereye,

Bakarım şehre: Şehir dağ kokusu.

 

Bacalar dağ kokusundan dumanın

Yok mu bir sırrına ermek, amanın!

Aşka çarpıp kırılan bağlamanın

Kırılan telleridir dağ kokusu.

 

Pınarın dağ kokusundan kanadı

Suların aktığı yerden kanadı.

Dağda üç şey severim: bir dağ adı,

Bir dağ insanları bir dağ kokusu. 6

Şair çok değerli rubaî’lere imza atmıştır. Onlardan sadece biri bile bize bu şairimizin hem klâsik şiir tarzına nasıl hâkim olduğunu hem de bu tarz-ı kadim şiirini nasıl modernleştirebildiğini anlatmaya yeter de artar bile:

 

Bir gün bu ömür son yaşa dâvet edilir,

Yıllar dikilen bir taşa dâvet edilir...

Durgun görünen sular akar bozbulanık;

Varlık sona, yokluk başa dâvet edilir.

 

Tabiat, tefekkür, çevre bütün bunlar şairin gönül gözüne girer, şiirine de yerleşir ama o aynı zamanda mükemmel bir aşk şairidir. Bu şiir anlayışı bize Fuzulilerden, Şeyh Galiplerden akıp gelen ırmakta yunmuş yıkanmış bir manzumeler demetidir. “Yarı Kalan Masal”da sızılı bir yüreğin derin hissedişlerini duymamak, duyup da etkilenmemek mümkün mü? Hacıtahiroğlu’nun güçlü şairliğini bu şiir bile tek başına ispatlamaya kâfidir. İşte o şiir:

 

Üstünde kurulmuş yuva birdenbire çöktü,

Artık bu kırılmış dala yaprak güvenir mi?

Bitmez bu karanlık yerin altında gürültü,

Bağrındaki can vermişe toprak güvenir mi?

 

Dolmaz günümün zinciri kopsun bu şehirde,

Artık yarı kalsın bu masal, her şeye son ver!

Bir gün çekilir kalbe siyah dalgalı perde,

Ömrüm dediğin  şamdanı en son nefes üfler!

 

Bir ömrü baharında bitirdim bu diyarda,

Gün geldi ki yanmak bana, yakmak sana düştü

Gün geldi ki rüzgârları dinmiş odalarda,

Bir yastığa yorgun başımız yan yana düşüt!

 

Senden kalan izler solacak büsbütün artık,

Günler yeni bir sevgi peşinden koşacaktır;

Benden çözülüp gölgemi sardın bugün artık,

Mendilde değil, gözyaşı kirpikte sıcaktır.

 

Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu ne yazık ki bugün şiire ilgi duyanların ve şiir yazanların bile çoğunun tanımadığı seçkin bir isim. Edebiyat semamızın uzak fakat ışığı güçlü yıldızı... Uzun zamandan beri dergilerde şiirlerini göremiyor, okuyamıyorum. Eski şair ve yazarlar bu ustanın izini kaybetti sanırım, genç edebiyatçılar zaten yaşayan üstatları tanımıyor. O kadar sahip çıkıldığı ve medyada adı sık sık geçtiği halde Dağlarca’yı bile yaşarken öldürmüş, ölü zannetmiş bir toplumuz. Acaba hayattayken ölen şairler midir, yoksa duygularını yitirmiş, gerçek şiirden, incelikten, zarafetten nasipsiz olanlar mı? Düşünmeye değer doğrusu? Bu vesile ile aziz şairimiz saygıdeğer sanatkâr Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu Beyefendiye İstanbul’dan gönül dolusu selâmlarımızı yolluyor, bu hasretin en yakın zamanda bir kavuşmaya dönüşmesini diliyoruz.

 

 

 

 

Kaynaklar:

1) Türk Edebiyatı, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, 4. cilt, 10.baskı, İstanbul 2002, s. 494

2) Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi, İhsan Işık, Elvan Yayınları, cilt 4, s. 1645, Ankara 2006

3) Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, cilt 4, s. 1

4) Gelenekten Geleceğe, Muhsin Macit, 1996

5) Sessiz Gürültü, 1948

6) a.g.e.

http://www.sanatalemi.net/HaberDetay.aspx?Hid=11538

Yorum Ekle Arkadaşına Gönder  Yazdır

İlesam’ın Desteğiyle Kızılcabölük Şiir Akşamı
2010 ERDAL ÖZ EDEBİYAT ÖDÜLÜ
Her beş kitaptan üçü korsan
ANADOLU DİLLERİ SÖYLEŞİLERİ
2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul
Ayten Dirier
Birharf
Edebiyat Odası
Edebiyat Ufku
Hakan Yılmaz
İhsan Kurt
İlesam
M. Nuri Yardım
Muammer Erkul
turkedebiyatimiz.com
Tasarım: © Akset Bilişim